Yörük Ali Efenin tevellütü 1886 olup kendisi Sultanhisar’ın Kavaklı köyünde dünyaya gelmiştir.Babası Abdi efendi bir kavgada arkadaşına omuz verince öldürülmüş ve Yörük Ali 3 yaşından sonra üvey baba elinde büyümüştür. Onun dağlara çıkıp baş kaldırmasının sebeplerinden biri ise Izmir’de yabancı bir subaydan kırbaç yemesidir. Aydın’a gidip Molla Memed’in maiyetine girdiğinde henüz 17 yaşında bir kızandır. Diğer efeler ‘Burası mektep midir ki, çocuklarıda alırız’ diye ayağa serzenişte bulunacaklar ama o çiceği burnundaki ‘YÖRÜK’ kısa zamanda ‘baş kızan’ olacaktır.Molla öldüğünde ise,artık reis olur. 23 yaşında ünü Ege’ye yayılmış her yerde hatırı sayılan sevilen bir efe olmuştur.Eşkıya değil fakir babasıdır.Milli kuvvetlere katılıp kurşun sıkmasında ‘kadın parmağı’da bulunur.o kadından işttiği bir çivft ağır söz kulağında fazla çınlamış olmalı ki, istikametini doğruya çevirmiştir.
Iri yarı, yağız çehreli, pos bıyıklı efeler, allı morlu cepkenleri uçuşa uçuşa at sürmektedir.Önde kumral, yeşil gözlü ve ince bıyıklı ‘Yörük Ali ‘ dedikleri levent vardır.Efe birden kolunu kaldırır ve kızanlara ‘Durrr….’ diye bağırır.Iki hatundur, yol kenarında duran …16,bilemedin 17′lik bu genç kızlardan birinin yüzü örtülüdür.
Diğerinin ise başı da yüzü de açıktır ve korkusuzca efeye bakmaktadır. Yörenin örf ve adetleri, ancak çok yakın akraba karşısında örtünmemeye izin vermektedir.Böyle bir yakınlık olmadığına göre bu hareketin anlamı, o erkeği adam yerine koymamaktır.
Yörük Ali kızar ama yine merak edip kıza soracaktır:
— Kız yüzünü neden örtmezsin ki?
— Ben yüzümü erkekten gizlerim…
— Demek beni erkek yerine koymuyorsun!
— Erkek olanın burada işi ne? Düşman kardeşlerimizi
kesiyor ama sen buralarda geziyorsun.
Yörük Ali susup kalmıştır.Öfkeyle atını sürüp uzaklaşmaktan başka ne yapabilirdi ki? Ardı ardına yaşadığı bu gibi gerçekler onun milli kuvvetlere katılıp ülkesi için savaşmasına yeterli olmuştur. Istanbul hükümeti, sabır ve sükun siyaseti içindeydi. Düşman ise aç ve doyumsuz bir işgal politikası uyguluyordu. Öbür, yanda Izmir’in işgali ve Hasan Tahsin bey ‘in ilk kurşunu bazılarının bu ” sabır ve sükun” içinde beklemeyi kabullenmediklerinin işareti olmuştu. Tire ve Bayındır düşman çizmeleri altındaydı. Ödemişte durmuşlar, yeni cepheler açmanın hesapları içine girmişlerdi. Hamit Bey(Inceoğlu), Rasim Bey, Şevket Bey, Tahir Bey yaklaşık 300 kişilik müfreze ile mücadeleyi başlatmıştı. Yeteri kadar silah ve cephane yoktu. Ama olan başka şeyler vardı.. Inanmak gibi, eğilmemek gibi, başkaldırmak gibi ve nihayet gereğinde ” baş vermek” gibi. Üçkuyular, Hacı Ilyaslar mevkii ve Karasu sırtlarında onlar, ölümü sıradan bir olay gibi karşılamıştı. Ki bugün Ilyaslar’da bir anıt, Ödemişlilerin o yiğitlere bir şükran ifadesi olarak yükselir. Zaman zaman da “
alçaklara” baka baka…Nazilli’nin ardından hedef Çine olmuştu. 6 haziran gecesi 57′inci fırkadan Yüzbaşı Ahmet Bey, Miralay Şefik Bey’ den aldığı emir üzere Yağcı Köyü’ne hareket etmişti.Fırka kumandanı şehir ve kasaba dışında kalıp dağlara çekilen efeleri Çine’de kurulacak bir “Milli cephe” de birleştirmeyi amaçlıyordu. Levazım yüzbaşı Ahmet Bey bunu Düşünerek,Çine’ye yarım saat uzaklıktaki köye gitmişti.Yörük Ali, Kıllıoğlu Hüseyin, Mustafa ve Aksekili ” deli” Mehmet” efeler bir görüşme yapacak ve “Milli cephe ” daveti çıkarılacaktı. Efeler ve Şefik bey Askerlik dairesi ‘nde bir araya gelmişti. Yörük Ali’nin sağında dal gibi vücudu ile Kıllıoğlu Hüseyin, solunda ise Aksekili “Deli” Mehmet ile Mustafa efe vardı. Milli Mücadele ‘de gösterdiği fedakarlıkların haddi hesabı olmayan Yörük Ali Efe Aydın çevresinin ” Sarı Tekeli ” aşiretindendi ve zeybekliğinin namını ve şanını bütün dağlara ezberletmişti. Babası Abdi Bey, Çakırcalı dönemindeki yiğitlikleri ile tanınıyor Askerliği sırasında “firari verildiğinde, Izmir Beşinci depo alayındaydı.Maiyetine girdiği efe se,Molla Alidir. Onun yanında “kızanlık” evresinden geçerek önemli kişilerden biri olacak ve “Alaiyeli “Mollanın bir çatışmada vurulması üzerine Yörük Ali “efe” lik payesine ulaşacaktır. Sonrası bu payeye toz kondurmamaktadır.
Ölümden kıl payı kurtulduğu müsademeyi Menderes nehri kıyısında Jandarma mülazımı Fethi beye karşı vermişti. Pusu, dörtbaşı mamur ve içinden çıkılmaz bir kör kuyudur. Kendisi sağ kalıp kızanlarının hepsini kaybettiğinde anlamıştır ki efelik sadece cesaret değil,akıl ve şans gerektirir. Bazı kaynaklar, efenin bu kaçışı sırasında teke tek yakaladığı mülazımı istese vurabileceğini yazar. Ne derece doğrudur bilinmez. Ama yaşamında dürüst olan Yörük Ali’nin efeliğinde aynı dürüstlüğü göstermesi mümkün görünüyor. Kin ve nefreti, tüfeğine ne kurşun olarak sürmüş ne de bıçağına ” kalleşin kanı “olarak silmiştir. Cüretlilerin en başında sayın Kıllıoğlu Hüseyin Efe ‘de Yörük Ali ‘nin yoluna başkoyanlardandır.Zeybekliğinde namertliğin zerresi olmayıp yakayı ele verdiğinde ” mahpus damı”na namertlikle girmiştir. Yani adamı arkadan vurmadan ve mürayilik etmeden ..
Aydın hapishanesinin o aşılmaz denilen mazgallarından, ayın karanlığa büründüğü bir gece bazılarına göre, ufalarak-incelerek çıkmış ve bir “ruh” gibi hürriyete uçup gitmiştir. atik,tetik ve yiğittir. Yörük Ali’nin dağdan inişini hızlandıran ana sebepler içinde o göçerlikten bıkışı kadar yardım duygusunu yasallığa döndürme hasreti de mevcuttur. Müsademelerdeki namuslu ve erkekçe davranışları mülazım Fethi Bey’i de etkilemişti. Ikisi arasında sürüp giden o ölüm randevularının hangi, gün kime cellat tayin edileceği bilinemezdi.Ama bilinen, ikisinin de bu celladı her zaman tetikte beklemesiydi. Ölüm ne zaman ve nasıl teşrif edecekti? Fethi Bey delalet ve şefaat ‘ini gösterip hükümet affını sağlamış ve o da artık düze inip eşkıya takibine “rehber” olmuştur. Şefik Bey’in “acilen” buldurduğu Yörük Ali Efe ile kızanları bu defa verilecek mücadelenin bir başka kavga olduğunu anlamışlardı. Kulakların da o genç kızın söylediği “ağır” söz çınlıyordu: Erkek olanın burada ne işi var.Kardeşlerimiz vuruşup ölüyor, sen buralarda geziyorsun..” Yörük Ali Efe yıllar sonra bir ropörtajın da ” yaşamanın gerktiğinde ölebilmek” olduğunu söylemişti. Milli mücadele menkıbelerini yazan Istiklal Savaşı’nın gizli polis şeflerinden Razi Yalkın da o günkü buluşmayı bize şöyle aksettirdi. ” Yarından tezi yok bismillahla işe başlarız.Hele sen bize silah ve cephane bul ve aşımızada bir zabit ver. Öl dediğin yerde ölür, kal dediğin yerde mıhlanıp kalırız… Biz bu milletin kulu ve kurbanıyız. Bunun için hiç dert edinme…” demiş ve kumandanın elini hürmetle öpüp, bir işareti ile kızanlarını ayaklandırmıştı. Müfreze sessiz sedasız Çine’den ekilecektir.Yüzbaşı Ahmet, Mülazım Zekai, Ihtiyat sahibi Necmi Bey de Yörük Ali’nin kuvvetlerine iltihak etmiş ve Yağcı Köyü’nde cephenin “milli kuvvet” böylece teşekkül etmişti.Yörük Ali ‘nin kuvvetleri, Menderes kıyılarındaki Yenipazar da karargah kurmuştu. Kızanlar köy köy dolaşarak herkesi direnişe çağırıyor ve Anadolu harekatında en önemli unsur olan bütünleşmeyi gerçekleştiriyordu. Müfreze kısa süre
içinde hem yeni yiğilere, hem de silahlara kavuşmuştu.Yiğitlerin olduğu yerde elbet işbirlikçiler de olacaktır.Yörük Ali Efe ‘nin dağ yolarını kesmesi ve “şaki ” lere yol vermez oluşu, sadece dağlıları değil, şehir ve kasabalara yerleşmiş çetecileri de bıraktırmıştı.Çetecileri düşmanla işbirliği yapan bazı eşraf da besliyordu.Aralarında azınlık liderleri de vardı. Namus ve haysiyeti tüketmiş soyguncular, milli kuvvetlerle baş edemez hale gelince çareyi Yunanlılar ‘a ilticada bulmuştu.Bu çeteciler Yörük Ali’nin kızanları olarak tanıtılıyor ve bu suretle çevre’ de müfreze ‘nin dağıldığı şeklinde bir “hava” yaratılıyordu.Müfreze komutanları ile Yörük Ali’nin bu harekete bir misilleme ile cevap vermesi kaçınılmaz olmuştu. “Balyanbolalı” dan sonra, Yörük Ali Efe ile arkadaşlarının da milli cepheden ayrılacağı haberi,Nazilli deki yunan kumandanına uçurulmuştu.Dini lider Todoros, Yörük Ali Efe ile temasa memur edilmiş ve sonuçta Malkoç deresinde buluşma kararı alınmıştı. 16 Haziran 1335′de kumandan yaveri Aleksiyadis, papaz Torodos ile Sultanhisarı na gelecekler ve köprü başında Yörük Ali Efe yi bekleyeceklerdi.Yörük Ali tam saatinde randevu yerine teslim olmak üzere gelmişti. Çatışma sadece 10 dakika sürmüştü.Pusu kuran kızanlar, düşmanı kıskaç içinde eritivermişti.200 kişi ölmüş ve çok sayıda silah cephane müfrezenin eline geçmişti. Aynı gün Mülazım Zekai Bey, Atça ile Malkoç arasındaki köprüyü uçuracak, düşman kuvvetleri arasındaki bağlantıyı kesecekti. Bu çatışma taraflar arasındaki dengeyi bozmuş ve efelerin halk arasındaki itibarını
yükseltmişti. Harekatın kuşkusuz askeri yönden yararları vardı ama asıl olumlu tarafı, Aydın yöresinden tüm Ege ve Iç Anadolu’ya kadar yayılan “Istiklal yangını”nı körüklemesi olmuştu.Alevler her tarafa sirayet etmiş, milli teşkilatlanma geniş kitleye yayılmıştı. Ama savaş sadece tek bir cephede tek bir düşmana karşı verilmiyordu ki! Istanbul Hükümeti yanlıları ve düşman işbirlikçileri de vardı.
Yörük Ali’ nin yarattığı ortam, diğer efeleri de harekete geçirmişti. “Kazaklı” Mehmet ve Süleyman efeler ile Çineli Asaf, Memduh, Danişmentli Ismail ve Kestanecili Kadri, Baklacılı Ibrahim, Maslaklılı Mestan ve Süleyman Kardeşler, Kütahyalı Recep de harekatın içindeydi. Efelerin Isyanı büyüdükçe, düşmanın kuvveti küçülecekti. 19-20 Haziran’da Nazilli’den Aydın’a doğru çekilen işgalciler, beraberindeki onlarca kişiyi katletmişti. Milli kuvvetlerin Aydı taarruzu ise, tam bir destandı.Yörük Ali’nin teklifi ile ana taarruzdan önce yunan birliklerinin sıkıştırılması ve bir çeşit gerilla harekatı ile yıpratılması öngörülmüştü. Hacı Halil Ağa, Keleş ve Dikanç Efeler de bu saldırılarda yer alacak Denizli ve Tavas ‘ta yedek teğmen Mümtaz Bey ‘in komutasında oluşturulan 200 kişilik gönüllü birlik de savaşa katılacaktı.Keleş ve Dikanç efeler yedek subay Hüseyin Bey’in komutasında düşman hatlarına sızmıştı.”Av” bereketliydi. “Ölüm fedaileri”nin sayısı bilinmez.Ama niceleri vardır ki tarihin karanlığın dan çıkıp gelirler.Onlar için savaşın ve dağa çıkmanın zamanı yoktur.Zamanı geldiyse ne şartı ne de yaşı engel olarak kabul ederler.Onlar kendilerine bile isyanda kusur etmeyen kızgın lav üstüne hürriyetin çıplak ayağını basabilenlerdir.
INDIĞINDE AT ÜSTÜNDEN
Adama durup dururken türküyakmazlar…..
“Şu dağlardan geçtin mi,
Yörük Ali’yi seçtin mi?
Efelerin efesi ,
Yörük Ali’yi seçtin mi?”
Çerkez Ethem baş kaldırdığında yardım istediği adam Yörük Ali idi. Ona “Mücahit Kardeşim Yörük Ali Efe” diye yazıyor ve “Birbirimize sarılmalıyız”diyordu.Yörük Ali, 3 yıl boyunca savaşmış ve Şahap Balcıoğlu nun dediği gibi “erkek olduğunu göstermişti. Izmir’e giren atlıların en önündeydi.Atını birden bire kalabalığın arasına sürmüş ve yeşil gözlerini geçmişte kendisini adam yerine koymayan genç kıza dikerek şöyle demişti:
—-Söyle bakalım erkek miyim? Kız parıldayan
gözlerini kaldırıp cevap verecekti:
—-Erkeksin efem….
Işte o zaman sağ kol,sanki uzamış gibi genç kızı belinden kavrayacak ve ayaklarını yerden kesecektir. Izmir’e beraber girdiği bu genç kız artık onun kadını olmuştur. Abdi, Ali, Zehra, Faruk, Saniye, Cengiz, Alpaslan, Doğan ve Meral Yörük Ali Efe ‘nin soyadını sürdüren evlatlarıdır.



